Komprador tekelci sınıf kliklerinin damga vurarak belirlediği burjuva siyaset, “Türk tipi başkanlık sistemi” ya da “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” olarak adlandırılan ucube sisteme (başka değişle rejim değişikliğine) geçişle birlikte, şartlı ve geçici olmak kaydıyla biçimsel bir değişim yaşayarak yeniden biçimlendi. Kabuk değişimi olan bu yeni geçici biçim, komprador tekelci burjuva siyasi parti ve aktörlerin, “Cumhur İttifakı” ve “Millet İttifakı” olmak üzere, iki temel blokta kümelenmesinde karşılık buldu. Burjuva siyaset açısından iktidar olmak veya iktidarı elde tutmak için ittifak ve koalisyonu zorunlu hale getiren bu süreç, bundan daha fazla anlamlı değildir. Ancak, toplumsal kitlelerin manipüle edilerek bu siyasi atmosfere çekilmesi, dolayısıyla iki burjuva adrese yönlendirilmesi yaşanan bu sürecin en önemli ve en ağır sonucuydu. Ki, komprador tekelci klikler iktidarına alternatif olarak, esasta, muhalefette olmaktan başka farkı olmayan diğer bir komprador klik (ya da klik partileri bloğu) gösteriliyordu kitlelere. İktidarla “ölüm gösterilen” kitleler, muhalefet “sıtmasına razı” ediliyordu. Kitlelerin manipüle edilmesine dönük açtığımız parantez son derece önemli olmasına karşın, şimdilik bu parantezi kapatıp konumuzun akışına dönelim…

Burjuva siyaset, yukarıda işaret ettiğimiz (biri iktidar-diğeri muhalefet olan) iki ittifak bloğu altındaki biçimlenmesine bağlı olarak, neredeyse hiçbir burjuva siyasi parti ve unsuru dışta bırakmayarak içine alan kapsamlı-geniş bir çatışmaya tanık olmaktadır. Bloklaşmanın keskinliğine ve büyüklüğüne bağlı olarak çatışma da keskin ve büyük yaşanmaktadır. Çatışmanın şiddet ve niteliğini belirleyen esas etmen ise, iktidar pastası ve kimin iktidara egemen olacağı sorunudur. Bugüne kadar burjuva klikler arasında yaşanan çatışmanın tümü, iktidar pastası ve bundan alınan pay üzerinedir; sömürü ve talan imtiyazı temelinde gerici çıkarlar ekseninde iktidarın paylaşılması sorunudur…

Fakat bugün durum bazı hassasiyet ve nüanslar barındırarak çatışmanın daha da keskin yaşanmasına yol açmaktadır. Yani, yalnızca ittifaklar bloklaşmasıyla biçimsel olarak çatışmanın daha fazla güçleri kapsamasından ileri gelen geniş yelpazeli bir çatışma realitesi değil, rejim değişikliği ile birlikte iktidar niteliğinin de rol oynadığı siyasi zemindir çatışmayı keskinleştirerek şiddet düzeyine tırmandıran gerçek-sebep. Komprador tekelci sınıf klikleri arasında yaşanan ezeli çatışmanın bugün ivme kazanarak siyasi suikastlar iddiasıyla şiddet ihtiva eden nitelikte keskinleşmesi bir rastlantı değildir. Bilakis belli gelişmeler sebebine dayalıdır ve bu bakımdan manidardır.

Burjuva siyaset veya komprador tekelci sınıf klikleri arasındaki iktidar dalaşının klasiğidir ki, her klik iktidara gelmek ister, gelmek için her yolu mübah görür. İktidardaki klik ise, iktidar egemenliğini sonuna kadar koruyarak sürdürmek ister ve bunun için her yola başvurur; yapmayacağı ve denemeyeceği hiçbir şey olmaz. Bu ikilemde burjuva klik ve siyasi partileri arasında, iktidarla muhalefet arasında bitip tükenmeyen bir dalaş ve çatışma süreci yaşanır. Bu dalaş ve çatışmada halk kitlelerini kandırarak yedeklemek temel kaygıları, en tipik davranışlarıdır. Bu bağlamda burjuva siyaset aranasının değişmeyen ortak ritüeli, demokrasi ve özgürlük safsatasıdır. Yalana başvurmak istisnasız silahıdır burjuva siyaset ve ahlakın. Muhalefetteyken “demokrat” kesilmek, iktidara geldikten sonra ağır baskı ve vahşi sömürü politikalarıyla tam bir faşizm uygulamak bunların ikiyüzlülüğünün resmidir. Demokrasi havarisi kesilen her burjuva muhalefetin iktidara geldikten sonra, tüm vaat ve söylemlerini unutarak çıplak bir faşizm uyguladığı tecrübelerle sabittir. Demokrasi, özgürlük, hak, emek, pahalılığa ve zamlara son vermek, yoksulu kollamak vb. gibi tüm kavramlar, burjuvazi için sadece halkı kandırıp peşine takmanın aracı ve sahte propagandalardır; bunlar birer safsata, demagoji ve söylemden ileri geçmezler.

Bu burjuva siyaset klasiği, muhalefet açısından seçimleri zorlayarak iktidarı seçime götürmek, iktidar için de muhalefeti boşa düşürüp ısrarla seçimden kaçmak biçiminde seyreder, izlenir. İktidar her şeyi güllük-gülistanlık göstererek yaptıklarını ve yapacaklarını sıralar, insan hak ve özgürlükleri ile demokrasinin egemenliğinden bahseder ve sahte istatistiki veriler kullanarak ekonomik büyümeden ve ekonominin iyiye gidişinden dem vurur. Muhalefet, iktidarın tam tersine, insan hakları, demokrasi ve özgürlüklerde kötü tabloyu ortaya koyarak açıklar, ekonominin krizde olduğunu, yoksulluğun derinleştiği, enflasyonun yüksekliği ve halkın alım gücünün ne kadar düştüğünü anlatıp, ülkenin ne kadar kötü yönetildiğini propaganda eder…

Kısacası, iyi yönetecekleri, demokrasi ve özgürlükleri geliştirecekleri, ekonomiyi uçuracakları konusunda yalanlarlar savurarak birbiriyle yarışıp dururlar. Muhalefet iktidarın aleyhine olan hiçbir fırsatı kaçırmadan kullanır ve erken seçim dayatır. İktidar bu ısrardan sonuna kadar kaçamaz. Ki, toplumda oluşan beklentiye kayıtsız kalmak, iktidar için seçimlerde kitlelerin desteğini kaybetmesi anlamına gelir. Hele, muhalefetin oluşturduğu siyasi atmosfer ve etkiyle birlikte, bir de ekonomi kötü ve halkın yaşamı zorluklar içindeyse, iktidar, kitlelerin talebi haline gelen muhalefetin erken seçim çağrılarına sonuna kadar kulaklarını kapatamaz. Kendisine en uygun olan şartları yaratarak erken seçim kartını devreye sokar. Bazen de toplumsal muhalefet baskılanması altında zorunlu olarak kaybedeceği seçime gider.

Seçimler öncesi ise, seçim rüşveti olarak ‘‘demokrasi-reform‘‘ gibi kılıfların giydirildiği yeni yasaların çıkarılması, bolca vaatlerin verilmesi, yoksulluğun satın alınması temelinde kömürden makarnaya kadar paketlerin dağıtılması ve havada uçuşan yalan sözler ve hatta projeler eksilmezken, diğer taraftan seçimleri kazanmak için her türden hileye başvurulması, karşılıklı olarak kirliliklerin ortaya dökülmesi, şantaj ve tehditler, saldırı ve şiddetin devreye sokularak korku ikliminin egemen kılınması, basın üzerinden manipülasyon ve algı yönetiminin yürütülmesi, yetmeyince iktidar gücünün pervasızca devreye sokulması, komplo ve katliamların gerçekleştirilmesi toplumu bloke ederek tesir altına alır, alınması sağlamaya çalışır…

Bütün bunlar genel burjuva siyasetin ve özelikle de seçim sathı-mahalline girmiş olan iktidar-muhalefet dalaşının geleneksel sahneleriyken, bugün iktidar aleyhine oldukça ağır ya da dezavantajlı olan, muhalefet açısından ise lehte avantajlar barındırarak klikler arası iktidarın el değiştirmesine kilitlenen siyasi koşullar egemendir. İktidar bloğunun ciddi boyutlarda sıkıştığı ve sıkıştırıldığı, buna bağlı olarak rutin dışı saldırganlık ve yasa dışı yönelimlere sinyal yaktığı, buna karşın muhalefet bloğunun etkinlik kurarak inisiyatifi ele geçiren hamleler yaptığı ve iktidarın yönelimlerini boşa düşüren üstünlüklerle iktidarı baskı altına alıp yüklendiği, karşılıklı olarak kılıçların çekilip arenaya çıkıldığı ve masaya konulmuş olan iktidar pastasını hangi ittifak bloğunun kapacağını karara bağlanacak bir momente girildiği aşikardır. Birçok gelişmeye gebe olmakla birlikte, mevcut iktidar için son derece kritik olan bu süreç, komprador tekelci sınıf klikleri arasında kartların yeniden dağıtılarak yeni pozisyonların belirleneceği bir dönem olacaktır…

Emperyalist sermaye ve siyasi temsilcileri başta olmak üzere, komprador tekelci yerel sermaye ve siyasi erkleri de mevcut iktidarın kötü ekonomi yönetimiyle derinleştirdiği ekonomik kriz şartlarından, buna bağlı olarak gelişen pazar, piyasa ve sermaye hareketinin daralmasından hoşnut olmadıkları söylenebilir. İstihdam ve üretime dayalı olmayıp sıcak (ve kara) para ve ranta endeksli sürdürülen tek ayaklı ekonomi politikasından, sermayenin girişi ve yatırımcıya güven vermeyerek parayı korkutan siyasi şartlardan büyük bir rahatsızlık ortaya çıkmıştır. Sermaye için güvenli liman gereklidir ki, mevcut ekonomik-siyasi şartlar bu limanı sermayeye sunamamaktadır. Geniş toplumsal kitlelerin açlık sefalet içinde yaşama mahkum edilerek zam ve enflasyon pençesinde ezilip alım güçlerinin yok edildiği, diğer taraftan dar aile ve saray çevresiyle iktidar şürekasının rantiyeci talanla palazlanıp semirdiği, dolayısıyla pazarın daralarak durağanlaştığı, paranın dolaşımı ve sermaye hareketinin sınırlandığı ekonomik kriz şartlarında, sermayeye hitap eden bir pazardan bahsedilemez

Merkez bankasının bağımsızlığının ortadan kaldırılarak siyasi otoriteye bağlandığı, faiz düşürülmelerine karşın dolar yükselişinin önlenememesi, ekonomik büyüme endekslerinin tutturulamayıp istikrarın kurulamadığı, bütçe açığının büyüdüğü, merkezi bütçenin eksiye vurduğu, enflasyon yükselişinin durdurulamadığı, iç-dış borcun fahiş rakamlara ulaştığı, küçük üreticinin büyük rantiyeciye ezdirilerek üretemez duruma getirildiği, üretim teşvikleri ve kredi yardımlarının yapılmayarak dardaki üreticinin iflasa sürüklendiği, en önemlisi de ekonomi yönetiminin yap-boza dönüştürülerek güvenilirlikten yoksun bırakıldığı ve ekonomi yönetiminin liyakatsiz iktidar bürokratlarına mahkum edildiği, özcesi sürekli tüketen ama üretmeyen ve bir aile şirketi olarak işletilen ülke ve ekonomi yönetiminin krizlerden kurtulması düşünülemez…

Ekonomik Kriz Sermayeye ve Geniş Toplumsal Kesimlere Güven Vermemektedir

Emperyalist sistemin genel krizleriyle birlikte iyice derinleşen mevcut ekonomik kriz koşulları, sermayeye güven vermediği gibi, toplumsal kitlelerde de büyük bir tepki ve hoşnutsuzluk yaratmaktadır. Kitlelerin öyle ya da böyle belirleyici olduğu-olacağı açıktır. İktidarın dikiş tutturamayarak yükselen muhalefet karşısında iktidarını kaybetmenin eşiğine gelmesinde ekonomik şartların/derin krizin belirleyici bir pay üstlendiğini tespit etmekle birlikte, bu şartların yansıması olan kitlelerin tavrının da belirleyici olduğunu saptamak isabetli olacaktır. Nitekim iktidar esasta kitle desteğini yitirmiş olma zemininde sallanmakta, otorite ve inisiyatifini kaybederek muhalefete kaptırmış durumdadır. Yükselen siyasi muhalefet, özellikle kitleleri arkasına alma olanağını yakalamış olan mevcut ittifak bloğunun yürüttüğü etkin muhalefet göz önüne alındığında, muhalefetin inisiyatifi ele geçirdiği izlenmektedir ki, iktidarın yapabileceği fazla bir manevranın kalmadığı da söylenebilir…

Hukuksuzluklarıyla ünlü olan mevcut iktidarın, rejim ya da sistem değişikliğiyle birlikte pekiştirdiği tek adam tekçi sultasıyla güçler ayrılığını ortadan kaldırarak pervasızlaştırdığı keyfiyetçi hukuksuzluklar ve kayyım darbeciliğinin bir örneği olarak, tamamen siyasi kararlar niteliğinde gerçekleştirdiği Kavala ve Demirtaş tutuklamaları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından alınan bağlayıcı kararlara rağmen ortadan kaldırılmadı. Altına imza atılmasına karşın bu kararlara uyulmaması, Avrupa’nın ilgili güçleri tarafından eleştirilip kararlara uyulması ve tahliyelerin gerçekleştirilmesi için süre verilmesine rağmen iktidar tahliyeleri gerçekleştirmedi. Bu, iktidarın yargı üzerinde kurduğu kontrolü gözler önüne sererken, kararlarının siyasi olduğunu da alenen deşifre ediyordu. Nitekim AİHM ve Avrupa devletleri, iktidarın bu keyfiyetçi ve hukuksuz davranışı karşısında çeşitli açıklamalarda bulundu, bilinen son gelişmeler bu zeminde yaşandı…

Dokuz büyük elçinin ortak açıklaması bu zeminde gündeme geldi. Ki, bu, iktidarın tamamen siyasi kararlarla hareket eden keyfiyetçi hukuksuzluklarına karşı aleni bir tutumdu ve bu hukuksuzluğu alenen deklere etmekti. İktidar Erdoğan’ın açıklamalarıyla büyük elçileri “istenmeyen kişi” ilan etme açıklamalarıyla bu tutuma karşı tutum geliştirdi. Nitekim, ilgili büyük elçiler Viyana Anlaşması’nın 41. maddesine atıfta bulunan açıklamalarıyla bir bakıma gerilimi düşüren yumuşamaya dönük açıklamalarda bulunarak adeta geri adım attılar. Ne ki, bu geri adım, aslen misyonunu oynamış olan ilgili tutumu geçersiz kılıp yarattığı etki ve sonucu ortadan kaldıran bir işlev görememektedir. Mesaj verilmiş, iktidarın hukuksuzluğu deşifre edilerek deklere edilmiştir. Sonradan gerilimi düşürmeye dönük yapılan ve geri adım olarak okunan açıklama aslında gerçeği ve sonucu değiştirmemektedir.

Kısacası, iktidar hakkında güvensizlik ilan edilmiş, hukuksuz ve keyfiyetçi davrandığı tüm dünyaya duyurulmuştur. Bu, iktidarın algısı ve gerçekliğini ortaya koyan bir süreç olarak, iktidarın bu niteliğini dünyaya duyurarak tarihe not düşen bir gelişme olmuştur. Sonradan geri adım atma veya süreci yumuşatma taktikleriyle sergilenen tutum, iktidar aleyhine yapılan açıklama veya alınan tutumla yaratılan etki ve sonuçlar bakımından özünde bir şeyi değiştirmez, değiştirmemiştir… (Buna karşın, emperyalist burjuvazinin iki yüzlü, pragmatist ve bencil çıkarların esiri olduğu da bu tabloyla açığa çıkmıştır…) Erdoğan ve iktidarın karşı karşıya olduğu tablonun bir bölümü de budur. Ve muhalefet cephesindeki gelişmelerin bu zeminden tamamen bağımsız olduğu da düşünülemez.

Sedat Peker’in ifşaları bir rastlantı değilken, devlet veya ordu envanterinde kayıtlı olmayan silahların kimlere ve nasıl dağıtıldığı, Alevi ve Kürt katliamlarının gerçekleştirilmesi planlarının deşifre edilmesi, yolsuzluktan gaspa, uyuşturucu ticaretinden insan öldürmeye kadar yaşanan gelişmeler, TÜGVA altında yürütülen çalışma ve hazırlıkların deşifre edilmesi ve daha fazlası Erdoğan ve iktidar güruhunun ipliğini pazara çıkararak teşhir olmasını, inisiyatif ve otoritesini yitirerek, muhalefete kaptırmasının göstergeleri ve/veya sonuçlarıdır…

TÜSİAD’ın uzun zamandan sonra yaptığı açıklama ve AKP’li eski-yenilerin konuşmaya başlaması, Erdoğan otoritesi ve korkusunun anlamsızlaştığına işarettir. Daha nelerin ortaya çıkacağı ya da döküleceği, nelerin konuşulup ifşa olacağı da işin başka yanıdır ki, mevcut eğilim Erdoğan kültünün cam gibi kırılıp dağılacağını doğrulamaktadır. Ama Erdoğan’ın eski gücünü yitirmesinin esas nedeni, onun tutkuya dönüşen tek adam mutlak otoritesi veya sultanlık rüyasıyla süslediği iktidar dönemiyle birlikte, AKP’nin kuruluşu ve kurucu kadrolarıyla başlattıkları hareketten, yani “davadan” koparak iktidar ve devletleşmesi sürecidir; ki bu süreç tek bir AKP kurucusunun Erdoğan’ın yanında olmadığıyla desteklenip anlam kazanmaktadır. Bu kısa özetteki tablodan, Erdoğan ve iktidarının siyasi olarak felç hale gelip sersemleştiğini açıklarken, muhalefetin ise son derece plan ve projeli hareket etme yeteneğiyle, kesinlikle bir arka plan gelişmesine dayanan iktidar odaklı inisiyatif atağında olduğunu söylemek yanlış olmaz…

Erken seçim veya baskın seçimin dillendirilmesinden ziyade, muhalefetin iktidar hesapları yaptığı ve hatta iktidar sonrası süreci planladığı görülmektedir ki, bunun boş olmadığı, bilakis yaşanan gelişme ve olgularla belli bir zemine dayandığı gerçektir. Burjuva parlamentarist muhalefet bloğu, sadece kitleleri hazırlama ve yedekleme propagandası ya da siyasetiyle yetinmemekte, sermaye çevreleri ve bürokrasiye kadar en geniş kesimler üzerinde etkili olan-olabilecek siyasetler yürütmektedir. Aynı zamanda iktidarın komplo, provokasyon ve katliam saldırılarını deşifre ederek önleyen bir siyaset de yürütmektedir. Bu siyaset tarzıyla hem başarı elde etmekte hem de basınç oluşturarak inisiyatif kurmaktadır.

Bürokratların yasal-hukuki olmayan emirlere uymamasına dönük çağrı ya da açıklamalar boş çağrılar değildir. İktidarın rant olanaklarından yararlanarak palazlanan kesimlerin haksız kazançla elde ettikleri zenginlik ve varlıklarına el konulacağına dönük açıklamalar bu etkin siyasetin ve inisiyatif almanın önemli siyasetleridir. Hatta yerli ve yabancı şirketlerin kanunsuz ve hukuki olmayan, dolayısıyla meşru olmayan zeminde mevcut iktidarla yaptıkları anlaşmaların kendi iktidarları döneminde fes edileceğinin açıklanması muhalefetin bu etkin ve inisiyatifli siyasetinin diğer bir ayağıdır.

Siyasi cinayet veya suikastlar yaşanacağından kuşku duyulduğuna dönük açıklamalar da, yine iktidarın muhtemel oyunlarını boşa çıkaran etkili siyasi hamlelerdir. Daha iktidara gelmeden, iktidara geldiğinde yapacaklarını adeta bir tehdit olarak talancılar, rantçılar, iktidar aveneleri ve suç ortakları ile uluslararası sermaye şirketlerine karşı kullanması, muhalefet için az rastlanır ama bir o kadarda etkili olan siyaset tarzıdır ki, bu tarz iktidara gelmenin eminliğini de yansıtarak nüfuz ve muhataplarında karşılık bulmaktadır. Elbette mevcut iktidarla hukuki-anayasal olmayan ama iktidarla kirli veya özel anlaşmalar çerçevesinde sermaye yatırımında bulunan yerel ya da uluslararası şirketlerin, bu açıklamalar karşısında sermayelerinin ve yatırımlarının geleceğini güvende hissetmemelerini gündeme getirerek, yapacakları yatırım ve anlaşmalardan geri durmalarına yol açacaktır.

Misal, Kanal İstanbul projesine katılacak olan şirketler, iktidarla yaptıkları anlaşmaların fes edileceği olasılığını gördüklerinde, bu projeye katılmaktan imtina edeceklerdir. Öte taraftan, kanunsuz emirlere uyarak iktidarın tetikçisi gibi davranan asker-sivil devlet bürokratlarının, muhalefetin aynı açıklamalardan sonra, muhtemel iktidar değişikliği döneminde karşı karşıya kalacakları yükümlülükleri düşünerek iktidarın hukuki olmayan siyasi kararlarını uygulamaktan geri durmaları mümkün olacaktır. Zira, iktidarın değişmesi tamamen mümkündür ve iktidar değişikliğiyle birlikte, işlemiş oldukları kanunsuz uygulama ve suçlardan dolayı sorumlu tutulup yargılanmalarını dikkate alarak hareket edeceklerdir.

Kanunsuz-hukuki olmayan kararların uygulanmasına dönük, muhalefetin bu kararları uygulayanların sorumlu tutulacağı şeklindeki açıklaması tamamen manidardır. Özellikle de siyasi suikastların yapılacağından kaygı duyulduğu şeklindeki muhalefetin açıklamaları düşünüldüğünde, Erdoğan-AKP/MHP iktidarının seçimleri ve iktidarı kaybetme durumunda başvuracağı muhtemel görülen silahlı çatışma ve ayaklanma hareketlerinin şimdiden gündemleşmesi ve bu temelde geliştirilecek suikastlarla öngörülen çatışma ve kaos sürecinin önceden deşifre edilerek önlenmesinin hedeflendiği anlaşılmaktadır. Ve şüphesiz ki, muhalefetin bu kaygıları ve yaptığı açıklamalarla deşifre edip önlemek istediği gelişmeler soyut ve sebepsiz değildir. Muhalefetin somut bilgiler, dinlemeler ve duyumlarla bu sonuçlara vardığı, açıklamalarını da bunlar üzerine yaptığı anlaşılmaktadır. Klikler arası iktidarın el değiştirdiği dönemler ya da bir darbenin hazırlandığı dönemler, genellikle siyasi gerilimin tırmandırılmasına, kaos ve karmaşanın yaratılmasına, bunun için siyasi cinayet ve suikastların gerçekleştirilmesine, katliamların yapılmasına, dolayısıyla toplumda bir can güvenliği kaygısının yaratılarak korkunun büyütülüp toplumun bir kurtarıcıya muhtaç olmasını sağlayan şartların yaratıldığına tanıklık yapılmıştır.

Bugün de bunun benzeri olarak bir sivil darbe muhtemel görülmektedir, yani seçimlerle kaybedilen iktidarın Erdoğan ve iktidar güruhu tarafından verilmemesi için kaos yaratma planlarının yapıldığı öngörülüp değerlendirilmektedir. Bu tehlike ve tehdidin varlığıdır ki, muhalefet bunu önlemek için ilgili açıklamalar yapmaktadır. Muhalefetin somut duyum ve bilgilerle hareket ettiğini söylemek mümkün. Aynı iktidarın elde ettiği inisiyatif ve kontrolle iktidarın bu darbe veya çatışma planlarını boşa düşürme konusunda etkili bir siyaset yürüttüğü de söylenebilir. Burjuva klikler arası iktidar çatışmasının kanlı biçimlere büründüğü geçmiş tecrübelerle sabittir. Bugün de aynı sahne aktüeldir. Lakin bugün inisiyatifli ve etkili olan, dolayısıyla avantajlı ve üstün olan iktidar değil, muhalefettir.

Muhalefetin etkili siyasetiyle planları deşifre edilip boşa çıkarılan ve köşeye sıkışan iktidar yine sınır ötesi işgalci saldırganlıklarda ve Kürtlerin üzerine yürümekte çare aramaktadır. Bu temelde girişeceği saldırganlıkla ırkçı-tekçi faşist Türk milliyetçiliğini kabartarak arkasına almayı ve iktidarını korumayı hedeflemektedir. Lakin görülen o ki, bu defa istediği gibi saldırganlıklara başvurup ilgili güçleri arkasına almayı ve harekete geçirmeyi başaramayacaktır. Çünkü, iktidarın sallantıda olduğunu herkes görmekte ve eskisi gibi Erdoğan’ın korkusunu yaşamamaktadırlar. İktidarın bu denli zayıflayarak çözüldüğü, kan kaybederek düşmenin eşiğine geldiği, iç çatlak ve krizleriyle gücünü yitirdiği, iktidarla ortak hareket eden suç ortaklarının yollarını ayırmaya meylettiği, en önemlisi de iktidarın mutlak otorite ve inisiyatifini yitirerek alaşağı olmanın eşiğine geldiği ve Erdoğan’ın kontrolünü yitirerek zayıfladığı mevcut şartlarda, eskisi gibi at oynatamayacağı aşikardır. Buna karşın tehdit ve tehlike elbette vardır. Fakat, muhalefetin performansı veya izlenen başarısı bu tehdidi bertaraf etmeye adaydır. Gelişmeler bunu işaret etmektedir.

Erdoğan korkusunu hortlatmak yersizdir, esas tehlike bunu hortlatmaktır. Erdoğan kendi ve ailesinin geleceğine dönük kaygılar içindedir. Çırpınışları sadece iktidarı kaybetme korkusundan değil, ailesi ve kendisinin başına geleceklerden ötürüdür. Ve bu korku, yalnızca muhalefetin altı siyasi parti olarak bir araya gelip yaptıkları planlamalarla geliştirdiği süreçten değil, esasta bu sürecin kitlelerde karşılık bulmasından ve elbette uluslararası emperyalist aktörlerce de destekleniyor ve hatta planlanıyor olmasından ileri gelmektedir.

Mevcut Durum ve Gelişmelerin Yönü Bir Erken Seçimi İşaret Etmektedir

Mevcut durum ve gelişmelerin yönü bir erken seçimi işaret etmektedir. İktidar erken seçimi tercih etmese de ekonomik kriz ve bu zeminde yükselen burjuva muhalefetin hasıl ettiği-edeceği siyasi atmosferin baskısı iktidarı açmazlarla yüz yüze getirip devam edemez duruma getirebilir ki, iktidarın kaybedeceğini bile bile zorunlu olarak seçime gitmesini dayatabilir. Bu olasılık durumunda, bir çatışmayı muhtemel gören muhalefet, erken seçimleri bastırma yerine, zamanında yapılacak seçimleri beklemeyi tercih edebilir. Bütün bu olasılıklar içinde en kuvvetli olan erken seçim ya da baskın seçimdir.

Erdoğan ve iktidar güruhu durum daha fazla kötüleşmeden, kitle dayanaklarını daha fazla kaybetmeden, henüz belli bir kitle tabanına sahipken, yani görece daha güçlü ve avantajlıyken erken seçimlere gitmesi olasıdır. Dahası, gelişmeleri okuyup sonucu gören iktidarın kapalı kapılar ardında muhalefetle belli anlaşmalar yapması mümkündür. Belli bir güvence alındıktan sonra erken seçimlere gitmesi mümkündür. Olasılıkların hepsi bir olasılık olarak gerçekleşebilme şansına sahiptir. Fakat, tek gerçek var ki, Erdoğan ve iktidar güruhunun erken ya da zamanında yapılacak seçimleri kaybedeceği, iktidar sultasının son bulacağıdır…

Bu durumda yeni tartışma, gelmesi muhtemel olan iktidarın nasıl bir iktidar dönemi yaşayacağıdır. Millet İttifakının iktidara gelmesi güçlü olasılıktır. Bu iktidarın şimdiden yapılan anlaşmalar ve hazırlanan metinlerle belli bir çerçeveye oturtulduğu anlaşılmaktadır. Aynı iktidarın ilk dönemlerinin belli bir yumuşamayla resmedileceği zorunluluktan da olsa beklenen olasılıktır. Fakat bu iktidarın kendi içinde uzun süreli bir siyasi istikrar sürdürmesi mümkün değildir. Bu muhalefet bloğunu bir araya getiren harç, Erdoğan ve iktidar güruhu ya da başkanlık sistemi karşıtlığıyla birlikte, parlamenter siteme geri dönüş ortaklığıdır. Erdoğan ve iktidar güruhu sorun olmaktan çıktıktan sonra, mesele içlerine dönük çatışmalara oturacaktır. Ve bu bloğun her birinin sınıf ve siyasi karakteri de, hem aralarında çıkar çatışması yaşamalarının ve hem de faşizmi uygulamalarının sağlam koşuludur. Buradan çıkan sonuç, devrimci mücadele açısından, görece esecek yumuşama dönemiyle birlikte toplumsal mücadeledeki düşüşle karşılaşmak olacaktır ki, bu durumda rehavete kapılmamakla birlikte devrimci görevler temelinde pozisyon almak, kısa, orta ve uzun vadede bir devrimci mücadele ve örgütlenme yöneliminin benimsenerek yürütülmesini önüne görev koymaktır.

Önceki İçerikMLM Öğretide Strateji ve Taktik 1
Sonraki İçerikTKP’nin Kürt Sorunundaki Şovenizm Çıkmazı