Politik bir birlikte sorun ararken, genel prensip olarak sorun arayan ögenin kendisinden başlayarak bu arayışı sürdürmesi bilimsel olan diyalektik yöntemdir. En yakından başlayarak en uzağa kadar en geniş yelpazeye bakmak, bilimsel bakış açısına uygun olan doğru bakıştır; rasyoneldir. Sorunlara dönük yürütülen tartışma, sorunları içerde aramaktan tecrit edilerek, salt dışarda sorun aramaya kilitlenirse büyük bir yanlışa saplanır. Başarısızlığını baştan ilan eder. Tarihsel tecrübe tecrübenin teori-pratiği, sorunların içte aranmasını anlatır. Bu, sorunların dış nedenlerinin olmadığı anlamına gelmez. Ama şu anlama gelir; belirleyici olan dışardaki değil, içerdeki sorunlardır. Sağlam inşa edilen bir siyasi parti, dışardan müdahale ve saldırılarla yıkılabilir fakat bu geçici ve nispeten biçimsel olur. İçerden kaynaklanan sorunlarla yaşanan yenilgi veya tahribatlar ise daha kalıcı ve belirleyici olur. Sorunu içte veya kendinde aramanın önemi ve esprisi buradan ileri gelir.

İşaret ettiğimiz bu yaklaşım zeminindeki genel doğruların, somut sorunlar için birebir geçerli olmadığı ve her somut tartışmada mutlak bir ölçü olmadığı, bilakis bunun genel sorunlar bağlamında doğru olduğunu ekleyip hatırlatmakta fayda vardır. Zira, sorunlar karşısında, analitik ve diyalektik metotla hareket edilmeyip her sorun somutunda ele alınmadan, toptancı bir bakış açısıyla yaklaşımların sergilendiği sıklıkla görülmektedir. Bu hatalı bakış açısının düzeltilerek aşılması ve doğru bakış açısının geliştirilmesi elzemdir…

‘‘Bizde sorun var mı? “Bu soruya iki zeminde veya iki aşamada yanıt vermek mümkündür. Genel sorunlar için ve somut sorunlar için olmak üzere iki kategoride yanıt vermek, diyalektik metottur.

Bizde sorunlar var mı sorusu abes olur: tabi ki bizim de sorunlarımız var ve bizde de sorunlar var. Sorunsuz hiçbir süreç, hiçbir olgu, hiçbir durum, hiçbir kolektif ve birlik olmadığına göre bir birlik hali olarak bizde her birlikteki sorunlardan mustaribiz. En sıkı irade-eylem birliği bile mutlak suretle bağrında çelişki ve sorunlar barındırır. Hem bu bağlamda hem diyalektik tezahür olarak hem de teorik-siyasi realite ve kolektiflik gerçekliğinin ürünü olarak irademiz ve irademizden bağımsız olarak bizde çelişki ya da sorunlar vardır. Sorunlardan tamamen sakınmak olası değildir. Bunun aksini iddia etmek, sorunlu bir anlayış olmakla birlikte sorunun kendisi, en büyük hali ve durumudur. Sorunlar yok sayılarak ya da inkar edilip saklanarak çözülemez, aksine büyütülürler.

Bu bilinçle, “itirafımızı” derinleştirdiğimizde, taşıdığımız belli başlı sorunları sıralayabiliyoruz; sınıf tavrı ve sorumluluğuyla ilkesel bir zorunluluk ya da gereksinim olarak öncü-önder misyonuyla üstlendiğimiz devrim hedefi ve bu iddialı hedefe ve stratejik yönelime bağlı tespit ettiğimiz devrimci görevlerin yürütülmesi, devrimci mücadelenin geliştirilerek büyütülmesi, sınıf mücadelesi taleplerinin karşılanması, militan devrimci mücadele pratiğinin sergilenip yürütülmesi, bütün bunlara uygun bir mücadele temsiliyeti ve aracının yeterli düzeyde ortaya konulması, devrimin geliştirilmesi ve siyasi iktidar perspektifinin maddi güce dönüştürülerek pratikleştirilmesi gibi bir dizi konuda bizlerde sorun var. Dahası, ideolojik-siyasi-örgütsel zemindeki mekanizma ve araç temsiliyetinin pratik ayağında, bu zeminin yetkin olarak geliştirilip alternatif bir güç olarak inşa edilmesinde, bu zeminin iç sorunlarının çözülerek irade-eylem birliğinin pekiştirilmesi ve söylem birliğinden örgüt bilincine kadar gerekli şekillenişin azami derecede sağlanmasında, örgütsel araç veya mekanizmanın işleyiş ve disiplin temelindeki uygulanışında, ideolojik-siyasi-teorik seviyenin geliştirilmesinde vb. geniş yelpazede örgütsel sorun ve yetersizlikleriniz var. 

Şayet “bizde sorun var mı?” sorusu, samut bir sorunu veya bu somut sorundaki durumu kastediyorsa, buna verilecek yanıt, birinci kategoride verilen yanıt kadar net ve kesin olmaz-olamaz; somut durum ve somut soruna bakılıp tahlil edilerek yanıt verilebilir. Muhtelif somut sorunda, bizde sorun olabileceği gibi, olmayabilir de. Ki, bu durumda “hangi sorun?” sorusuyla ilgili soruya yanıt vermek uygun olandır. Sorunun olup olmadığı, tamamen somutta dönük yapılan tahlil-tespit sonucunda verilebilir bir yanıttır. X sorununda bizde sorun olmadığı, Y sorununda bizde sorun olduğu söylenebilir. Ki, genel anlayış çerçevesinde daha da derinliğine ele alındığında, esasta bizde sorun olmadığı şeklinde yanıtlanabilecek herhangi bir somut sorunda bile, tayin edici olmamak kaydıyla tali oranda yine bizde sorun vardır denilebilir. Çünkü genel doğru zaviyesinden bakıldığında, hiçbir sorunda tek taraf yoktur ve hiçbir sorun tek taraflı gelişmez. Ve bu sorunlarda her iki taraf da sorunda rol oynar-etkide bulunur; bir taraf esas, diğer taraf tali olarak sorunlarda rol oynar.

Bu bağlamda, sorunlarda veya sorunlara dönük tartışmalarda, anlayış ve yaklaşımın, sorunun esas yanıyla tali yanını analiz edip ayrıştıran zeminde biçimlenmesi doğru ve rasyonel olandır. Eğer bu esas-tali ayrımı yapılmaz ise, doğruyla yanlışı ayrıt etmek mümkün olmaz. Dahası, sorun veya çelişki tanımlanmaz, doğru ile yanlışın tanımlanması mümkün olmaz.

Sorunların Çözümünde Bilimsel Dürüstlük Şarttır!

Bütün bunlarla birlikte, halk safları veya içteki sorunlar karşısında, sorunun çözülmesinde ya da sorunun tarif edilmesinde, objektif yaklaşıma sahip olmak bilimsel dürüstlüğün bir gereği olup, gerçeğe ve doğruya ulaşmanın yanı sıra, adil-demokratik olmanın da ahlaki sorumluluğudur. Dürüstlükle birlikte, sorunlar karşısında açık ve öz eleştirel olup, tutuculuk ve ben merkezci dayatmacılığı terk etmek, dar kaygı ve önyargılardan uzak durarak kolektif kaygı ve komünist devrimci bilinci önceleyerek hareket etmek, MLM normları kılavuz alarak egemen kılmak, sorunları çözerek aşmanın en etkili yoludur. Bunun dışındaki yaklaşım, sorunları besleyerek kronik hale getirmekten kurtulamaz. Sorunları kişiselleştirmek, dar tartışmalara hapsetmek, anlamsız kaygılara esir ederek öç almanın, burun sürtmenin aracı haline getirmek, zaaf ve zayıflıklar üzerinde oynayarak bunları bir silaha veya mücadele biçimine dönüştürmek, esas sorunlarla tali sorunları aynılaştırmak, küçük hesaplarla hareket edip esas sorunları gölgelemek, kaba sekter veya liberal yaklaşımlara girmek, en önemlisi de sorunları doğru analiz etmeyerek isabetli mücadeleden uzaklaşmak ve gerçek ya da belirleyici sorunları göz ardı etmek, tek yanı ele alarak öznelciliğe düşmek, siyasi sorunları günlük sorunlara boğarak karartmak, önyargılarla hareket edip sorunların özünden ve çözümünden uzaklaşmak vb. vs. biçiminde görülen belli başlı hatalı yaklaşımlar sorunları çözerek aşma yerine onları büyütmeye hizmet etmektedir.

Sorunları hepten ortadan kaldırmak mümkün olmasa da muhtelif konularda gelişip yaşanan somut sorunları çözerek ilerlemek tamamen mümkündür. Çözmek yoluyla sorunları geride bırakmak mücadelede yetkinleşerek ilerlemenin zorunlu seyridir. Sorunlar korunup muhafaza edilerek kendiliğinden çözülmezler, aksine çürütürler. İç sorunlarla boğuşan ya da sorunlara gömülen, enerjisini bu sorunlara hasreden ve bu sorunların kemirerek zayıflattığı bir örgütsel realitenin sınıflar mücadelesindeki görevlerini yerine getirmesi, başarılar kazanması gelişip güçlenmesi tasavvur edilemez. 

Kapsam ve niteliği ne olursa olsun esasta alakalı olduğumuz tartışma konusu sorunlar, bütünlüklü olarak devrimin, devrim hedefi ve perspektifiyle anlam kazanan siyasi hareketin, dolayısıyla tek-tek devrimci veya komünist nitelikteki kolektifin, bu zemindeki siyasi yapılanmaların genel ve özgün olarak biçimlenen iç sorunlarıdır. Eleştiri-özeleştiri ve ideolojik mücadele bu sorunlara karşı kullanılacak tek yöntem ve mücadele biçimidir. İkna-eğitim, değiştirip dönüştürme ve kazanma hedefi, bu kapsamdaki sorunlara yaklaşımın temel kaygısı ve belirleyenidir. Ne ideolojik mücadele ve eleştiriyi aşan yöntemler bu sorunlarla mücadelede kullanılabilir ve ne de ikna ederek kazanmayı amaç edinen temel anlayış bu sorunlara karşı yaklaşımın merkezinden çıkarılabilir. Ancak, süreklileşerek müzminleşen, kronikleşen, ısrarlı tekrarlarla sistemleşen, ikna ve değişime kapalı hal alan, bu anlamda adeta “iflah olmaz” mealinde kangrene dönüşen, dolayısıyla sürekli engel yaratarak tıkayan, mevcudiyetiyle zarar verip tahripkâr olan, yıkıcı ve bozguncu işlev gören vb. niteliğindeki sorunların tüzüksel norm ve kaidelere uygun olarak idari tedbirlere tabi tutulup etkisiz hale getirilmeleri veya koparılıp arkada bırakılmaları bir zorunluluk olarak reddedilemez.

Sorunlar bizlerin sorunu ya da iç sorunlar olmakla birlikte, bu sorunların beslendiği bir ideolojik-politik-kültürel kaynağın olduğu yadsınamaz. Bu bağlamda, iç sorunlar veya bizlerin sorunları olarak tarif ettiğimiz sorunların, son tahlilde bir ideolojik-siyasi-kültürel temele dayandığı görülmek-bilinmek durumundadır. Sorunların niteliği iç sorun düzeyinde olsa da bunların beslendikleri kaynak son tahlilde bir sınıf kökeni ya da ideolojisidir. O halde bu sorunların doğru ele alınarak çözülmesi bir zorunluluktur. Çözülmedikleri taktirde ise, derinleşip büyümeleri ve giderek kemirici hal alıp bozguncu, yıkıcı bir tahribat unsuruna dönüşmeleri mümkün olur. Sınıf mücadelesinin bir yansıması ve biçimi olarak içimizde cereyan eden sorunların kayıtsızlıkla ele alınması ya da gerekli olan doğru mücadele yöntemleriyle düzeltilmeleri, gerektiğinde ise idari tedbirlerle giderilmeleri tamamen olağan bir süreçtir. Her sorunu idari tedbirle etkisizleştirmeyi, koparıp kesmeyi benimseyen sekter yaklaşım kadar bunlara karşı tutumda hiçbir ölçü ve kritere sahip olmadan kazanma adı altında bunlarla mücadeleyi dışlarcasına yalnızca birleşen-uzlaşan liberal tutum da bir o kadar hatalı ve zararlıdır. Sorunun niteliğine bağlı olarak mücadele yöntemlerinin benimsenerek uygulanması özellikle devrimci-komünist hareket için bir zorunluluktur.

Yabancılaşmanın, çürümenin, erozyon ve tasfiyeciliğin, daralıp zayıflamanın, güç kaybederek gerilemenin ideolojik-siyasi-örgütsel zeminde yaşanan sorunlardan beslendiği inkar edilemez. Çarkın bir dişlisinde aşınma, kırılma ve bozulma varsa, bu kaçınılmaz olarak çarkın işleyişine etkide bulunarak zayıflatan etken olarak rol oynar. Dişlilerde ne kadar bozulma varsa, çarkın işleyişi o kadar bozulur, zayıflar. Örgüt mekanizmasının disiplin ve işleyiş bakımından gevşemesi ya da zayıflaması mekanizmayı bozarak sorunlu hale getirir, zayıflamasına yol açar. Hastalıklı organizma ve uzuvlarındaki sorunları onarmayan örgütsel mekanizma tökezleyerek duraksar. Mekanizmanın işleyişini bozan sorun ne ise ve nerede ise onu onarmak zorunludur ki, sorunları onarılmadan mekanizmanın iyi işlemesi sağlanamaz.

Zayıf ve Hatalı Yönlerimizle İdeolojik Kavgaya Girmek Elzemdir!

Neden zayıflıyoruz, neden geriliyoruz, neden başarılı olamıyoruz tarzında bir dizi soru sormakta, çözüm odaklı tartışma yürütüp sorunun kaynağını aramaktayız. Konjonktürel ve özgün-özel koşullarla biçimlenen objektif şartları bir kenara koyarsak ve hatta örgütsel sorunlar kapsamında yaşadığımız ve gücümüzü zayıflatan olumsuz gelişmeleri de saymazsak, dişli görevi gören çeşitli düzeylerdeki örgütçü-faaliyetçilerde, örgüt bilinci-kültürü, örgütsel çalışma, disiplin, işleyişte, dahası görev ve sorumluluklar bilincinde yaşanan aşınmaların, soru edilen zayıflamalara neden olarak başarısızlıkları koşulladıkları bir gerçektir.

Zayıflıkların aşılarak başarı yoluna girilmesi için bu sorunların açılarak geride bırakılması şarttır. Bundan kastımız her sorunu kesip atmak değil, onarıp düzeltmektir. Düzelmeyip de zarar vereni ise kesip atmaktır. Kesip atmak son tahlilde başvurulması gerekendir.

Sorunlarımız kapsamında kesilip atılması gereken sorun esasta yoktur, olsa da istisnai durumu geçmez. Dolayısıyla yukarıda ifade ettiklerimiz, somut bir siyasetin uygulanması bağlamında herhangi bir sorunun kesilip atılması maksadı taşımamakta, bir anlayış olarak ifade edilmektedir. Daha da önemlisi, hata veya sorunlarımıza karşı etkin bir mücadele tavrının ve anlayışının benimsenerek sorunlarla mücadele edilmesinin bilince çıkarılmasını hedeflemektedir. Ve her yoldaşın bu bilinçle sorunlara yaklaşmasını sağlamaktır.

Evet, kesilip atılması gereken ciddi bir sorunumuz yoktur ama sorunlarımız vardır. Devrimin ihtiyaçlarına, somut siyasi sürecin gelişmelerine, mücadele pratiğine yanıt olamayan, örgütsel durum veya zayıflıklarımız bu sorunlarımızı tanıtlamaktadır. Daha güçlü bir örgütsel duruş ve mücadele pratiği için, hata ve sorunlarımızla ideolojik zeminde ciddi bir mücadele iradesi geliştirmemiz devrimci ödevdir.

Sorunlarımız ve zayıflıklarımız kadar, başarılarımız da vardır. Bu başarıları büyüterek ilerletmek için hatalarımız veya zayıf yanlarımızla sıkı bir ideolojik mücadeleye girmemiz elzemdir. Biz kendi sorunlarımız, hatalarımız ve zayıflıklarımızla ilgilenmeliyiz. Bunları aşarak büyük başarılara ilerlemek için hatalarımızla ilgilenmeliyiz. Bugün yaptığımız budur. Başkalarının ne dediğine değil, kendimizin ne yaptığına bakmalıyız.

İrade-Eylem Birliği İlke ve Disiplinle Korunur!

Sonuç olarak; sorunların varlığından söz etmek, bir ayrılığın, bölünmenin, hizibin vb. olduğu şeklinde tipik sorunlardan bahsetmek anlamına gelmez. Hatta rutin sorunlar dışında ekstrem bir sorun veya özgün bir sorundan bahsetmek anlamına da gelmez. Mücadelenin ihtiyaçları ile mücadele öznesinin taşıdığı yeterlilikler-yetersizlikler arasındaki dengesizlik veya uyumsuzluk hali çıplak bir sorundur. Bunu inkar etmek faydasızdır, gerçeğin reddidir. Gerçeklerden korkmak yersizdir. Onların çözümleri üzerinde tartışmak ve bu temelde onlarla mücadele yöntemlerinden bahsetmek, en önemlisi de örgütsel mekanizmanın kendi yasa ve ilkeleri zemininde güçlendirilmesini dert edinip mütalaa etmek bir ürperti vesilesi değil, yürütülmesi gereken tartışmadır. Bir tek yoldaşımızı öteleme, kaybetme ve mücadeleden geri düşürme lüksümüz de niyetimiz de olamaz. Her bir yoldaşımız ve devrimciyle birleşme hassasiyetimiz, kaygımız vardır. Ne ki, hiç kimse dokunulmaz değildir, sınırsız bir serbestiye de sahip olamaz.

Örgütü tıkayarak bozan, tahrif ederek yozlaştıran, engeller yaratarak baltalayan, hangi nedenle olursa olsun deşifrasyon ve teşhir yürüterek yıkıcı davranışta bulunan, örgütü kitlelerin gözünde düşürerek güvensizlik büyüten, disiplin ve işleyişini iğdiş eden, örgüt bilinci ve tavrı dışında davranarak kaos ve kriz yaratan, örgütün birliği ya da irade-eylem birliğini bozan her türden tavır-tutum örgütün tüzük normlarına uygun olarak ele alınır. Bunu beyan etmek özel bir kasıt taşımaz ama yaşanan sorunların aşılarak örgütün kendi mantalitesi üzerinde işlemesini sağlamak için anlam taşır. Genel ya da özgün sorunların aşılmasında ortak normların uygulanması örgütün demokratik merkeziyetçi ilkeye bağlı biçimlenen disiplini gereğidir ve bunu uygulamak örgüt mantığından başka bir şey değildir. Her örgüt disiplin ve ilkeleriyle, irade-eylem birliğini koruyarak sürdürebilir.

İdeolojik-teorik temel soyut bir düzlem değildir. İdeolojik-teorik temelin somut karşılığı komünist örgütün pratik temsilinde ifade bulur. İdeolojik sağlamlık, örgütün devrimci görev ve sorumluluklarına, stratejik ve temel taktiklerine uygun konumlanıp uygun pratikler sergilemekle mümkündür. Pratikte temsil edilmeyen hiçbir şeyin maddi gerçekte bir değeri yoktur. Devrimin ödevlerine uygun konumlanan örgütün genel normlarına uygun davranmak sadece sorumluluk değil, ideolojik-siyasi sağlamlıktır da. En mütevazı biçimiyle, bu zeminde sağlam ve nitelikli bir örgütün temsil edilerek geliştirilmesi hepimizin devrim karşısındaki sorumluluğu ve görevdir… 

Önceki İçerikTKP’nin Kürt Sorunundaki Şovenizm Çıkmazı
Sonraki İçerikYılgınlık Eski Bir Hikaye Olmalı, Boşluk Tanımayan Cevahir Yaşamda!